En Sevdiğim Kitaplardan Alıntılar #2

Kitap okumayı yalnızca hayatımın vazgeçilmez bir alışkanlığı olarak görmektense, okuduğum ve ilham aldığım kitapları paylaşmayı da çok seviyorum. Bunu, şimdiye dek seminerlerimde, eğitimlerimde, ya da bir dost sohbetinde severek yaptım. Şimdi de burada bir seri oluşturarak kitap tavsiyelerine devam etmek istiyorum. Bu konudaki ilk yazımı henüz okumadıysan, buradan ulaşabilirsin.

İşten ve Yaşamdan Zevk Almanın Yolları

Kişisel gelişim denilince benim aklıma ilk gelen isim hep Dale Carnegie’dir. İnsanların bu konuda eksiklerini ilk keşfeden kişi ve bugün hemen her yerde rastladığımız atölye çalışmalarının da ilk örneğini veren Carnegie’nin bu kitabı, çalışma masamın eksilmez parçalarındandır… İşten ve Yaşamdan Zevk Almanın Yolları, Carnegie’nin 1936 yılında ilk basılan ve bugüne dek 40 milyon satılanDost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı ve 1948 yılında basılarak dünyanın her yerinde yine milyonlarca satılan Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak isimli muhteşem kitaplarından seçilmiş harika bir derlemedir.

İnsanların iş ve özel hayatlarında yaşadığı zorlukların üstesinden gelmenin kolay ve zevkli yollarının anlatıldığı bu kitap, kişisel gelişim konusunda benzersiz bir deneyim yaşatır. Çoğunlukla yaşanmışlıklardan örnekler ve önemli isimlerden alıntılar bulacağın bu muhteşem kitaptan bir kesit paylaşmak istiyorum:

“Gün boyunca, her saat başı kendi kendinizle konuşarak kendinizi cesaret ve mutluluk veren düşüncelere yönlendirebilirsiniz. Elde ettiğiniz için şükretmeniz gereken şeyler konusunda kendi kendinizle konuşarak zihninizi sizi yücelten ve keyifle şakıyan düşüncelerle doldurabilirsiniz. Unutmamak lazım ki; “Yaşam, onu şekillendiren düşüncelerimizden ibarettir” (Marcus Aureslius)

Doğruları düşünerek her işi daha zevkli bir hale getirebilirsiniz. Patronunuz sizin işinize ilgi göstermenizi, ona daha çok para kazandırmanızı beklemektedir. Patronunuzun ne istediğini bir tarafa bırakalım; siz sadece işinizin ilgi çekici bir duruma gelmesiyle neler kazanabileceğinizi düşünün.

Uyanık olduğunuz saatlerin yarınısın işte geçirdiğinize göre, yaşamdan elde edeceğiniz mutluluğun ikiye katlanacağını ve eğer işinizde mutlu olamazsanız başka bir yerde mutlu olamayacağınızı kendinize hatırlatın. İşinize ilgi duyarsanız kaygılarınızdan kurtulacağınızı ve bir süre sonra işinizde yükseleceğinizi, gelirinizin artacağını unutmayın. Hiçbiri gerçekleşmese bile en azından yorgunluğunuzun en alt düzeye inecek ve iş dışındaki saatleriniz keyifli geçecektir.”

Kendime Düşünceler

Roma’nın en iyi beş imparatorunun sonuncusu ve en önemli Stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilen Marus Aurelius’un hangi kitabına yer versem diye çok düşündüm çünkü her biri adeta şaheser… Yaklaşık iki bin yıl önce yazılmış olmasına rağmen kitapları, bugünün insanının ihtiyaçlarına karşılık gelecek ve sorunlarına çözümler sunacak kadar bilgece kaleme alınmış. Sonunda düşünmeyi bıraktım; nasılsa bu seriye devam edeceğim için ilk etkilendiğim kitabından yani Kendime Düşünceler’den alıntı yapmaya karar verdim.

Auresilus, 170 yılında çıktığı bir seferde yazmaya başladığı Kendime Düşünceler kitabında, biraz adından da anlaşılacağı üzere, kendine yön veren düşünceleri ve içsel yolculuğu sırasında hissettiklerini aktarıyor. Kitabın en sevdiğim bölümlerinden birkaç alıntıyı, ufkunu genişletmesi dileğiyle aşağıya bırakıyorum.

Yaşayacak on bin yılın varmış gibi davranma. Kaderin başının üzerinde asılı. Yaşadığın sürece mümkün olduğunca iyi ol.

Bugün tüm dertlerimden kurtuldum, hatta her türlü belayı defettim. Çünkü benim dışımda değil içimde, kendi düşüncelerimdeydiler.

İşlerini ne zoraki ne kendi başına, ne araştırmadan, ne de aksi yöne kürek çekerek yap. Kendi düşünceni titizlikle süsleme. Gevezeliğe ve işgüzarlığa yönelme. İçindeki tanrısal güç, yaşını başını almış politikacıyı, Romalı bir lideri, hayattan ayrılma sinyalini istekle bekleyen, ne bir yemine, ne de bir insanın tanıklığına ihtiyaç duyan, kendi ayakları üzerinde duran bir erkeği yönetsin. Başkalarının verdiği imkanla ışık saçan biri olma, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükunete ihtiyaç duyma. Özetle bir adamın kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil.

Gerçek, senin yüzünde yazmalı, sesinden anlaşılmalı, gözlerinde parlamalı

Doğunun Limanları

Amin Maalouf’un kudretli kaleminden çıkan bu güzel hikâyeyi bir çırpıda bitirsem de, “Keşke bitmese” dediğim kitaplardan biriydi. Doğunun Limanları, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, sürükleyici ve finali ile tüyleri diken diken eden harika bir kitap.

OKU  Kendini Sevmenin 3 Adımı

Gerçek bir hikâye olması kadar, Amin Maalouf’un akıcı anlatımı ile harmanlanınca ortaya enfes bir serüven çıkmış… Aklını yitirmiş bir Osmanlı Prensesinin torununun başından geçen olayların anlatıldığı hikâye İstanbul’da başlasa da; Beyrut-Hayfa-Paris üçgeninde geçiyor. Savaş, insan hırsları, hayal kırıklıkları ve nefes nefese okunacak bir aşk hikâyesi yazarın usta ellerinde bir şahesere dönüşmüş. Eğer okumadıysan şiddetle tavsiye ediyor ve kitaptan aktarılmaya değer birkaç pasaj bırakıyorum 🙂

İçimdeki öfkeyi de biriktirmeye ihtiyacım vardı.

Şaşkınlığımız ne oranda büyükse, umudumuz o oranda büyüktü. Yarınlar ne denli karanlıksa öbür günler o denli aydınlıktı.

Her ikisi de bu yüzyılla uyum sağlayamamış on dokuzuncu yüzyıl insanıydı…

Evrenden Torpilim Var

Profesyonel hayatına oyuncu olarak başlayıp, bu konuda başarılı birçok işe imza atan Aykut Oğut’un en sevdiğim kitabıdır Evrenden Torpilim Var. Hayatı kaygılar ile değil, enerji ve coşku ile yaşamak gerektiğini çok güzel bir dille anlatan Oğut, aslında bu kitapta kendi hikâyesini, yani dönüşümünü aktarıyor.

Karşılaştığımız olayları, empati ekseninde değerlendirmek gerektiğini ve şansına inandığında, zaten var olan enerjini doğru kullandığında hayatının nasıl değişeceğini anlatan Evrenden Torpilim Var kitabının en sevdiğim pasajını paylaşıyorum:

“İnternetten sipariş vermek veya restoranda yemek ısmarlamak ile yaşam arasındaki fark nedir? Eğer şu ana kadar internetten bir şey ısmarlamadıysanız bile eminim hepiniz bir kere olsun bir restoranda yemek ısmarlamışsınızdır. Yaşam da aynı şekilde işler. Evren’i garsonunuz olarak görün. Siz ne ısmarlarsanız, o servis edilecektir. … Restoranda sipariş verdikten sonra, Yemeğinizin geleceğini bildiğiniz için, mutlu mutlu arkadaşlarınızla sohbetinize devam edersiniz. Hatta o sırada size “sen ne yiyeceksin” diyen arkadaşınıza: “Çıtır tavuklu salata” dersiniz. Şu ana kadar, şöyle bir konuşma yaptınız mı ya da tanık oldunuz mu? -Sen ne ısmarladın? -Çıtır tavuklu salata. Getirip getirmeyeceklerinden pek emin değilim. -Niye yahu? -Belki hak etmiyorumdur. Hem bak şimdi sana da söyledim ne istediğimi, nazar değebilir. Enerjisi kaçabilir. Ayrıca istediklerimi elde etmek için çok çalışmam lazım, ama ben bu salatayı hak etmek için hiçbir şey yapmadım ki. -??????? -Hem mutfakta ki şefi de tanımıyorum. Adam, ya gıcıklık olsun diye yapmazsa salatamı? Ay dur ben garsonla bir daha konuşayım. Gidin üç kere garsona sorun, şefin başına dikilin salatayı hazırlıyor mu diye, restoranın müdürünü çağırtın salatanızı sormak için, gidin tek tek bütün müşterilere sorun, onlar bu ana kadar istedikleri yemekleri yiyebilmişler mi? Annenizi arayın, bir daha şefin yanına gidin, Telli Baba’ya adak adayın, workshoplara katılın, fal baktırın, yine garsona sorun. Meditasyon yapın. Sonra restorandan kovulduğunuzda dönün yanınızdaki arkadaşınıza ve “Bak ben sana demiştim, nazar değdi işte,” deyin. Rahat bırakın şef işini yapsın, Rahat bırakın kurye işini yapsın, Rahat bırakın EVREN işini yapsın. Evren’e ne zaman dikte etmeye kalktıysam çuvalladım, ne zaman işine burnunu soktuysam çuvalladım. İstediklerim gerçekleşmediği gibi, istemediklerim gerçekleşti. Bir kere söylemeniz yeter. Koskoca Evren bu, aptal değil. Sadece siparişinizin kapıya teslim edileceğine inanın. Evren sizin kafanızdaki plana göre yapmayabilir, kendi kafasına göre sizi, size en uygun şekilde, hedefe doğru taşıyor zaten, ama yolda, gidişattan korktuğumuz için, ikide bir “Ay yok bunu istemiyorum, bak şunu istemiyorum,” diye enerji değiştiren biziz. Evren her seferinde yeni enerjimize göre ayarlamalar yapıyor.”

Ferrari’sini Satan Bilge

Bu kitabı okumuş olman muhtemeldir ama ben “En sevdiğim kitaplar” diye bir başlık attıktan sonra bahsetmeden geçemezdim. Kitapları, 60 ülkede 70’den fazla dile çevrilen Robin Sharma’nın tüm kitapları birbirinden güzel olsa da Ferrari’sini Satan Bilge, benim için içe dönük yolculuk açısından en anlamlısıdır.

OKU  İyi Sorular Cevaplardan Daha Güçlüdür

Başarıları dilden dile dolaşan mahkeme salonlarında fırtınalar estiren ve büyük bir servet kazanan cevval bir avukatın, yaşadığı bir sağlık sorununun ardından, yıllardır her seferinde susturduğu “Hayatın anlamı nedir?” sorusuna bu kez cevap aramaya karar vermesi ile başlayan masal tadında bir serüvendir Ferrari’sini Satan Bilge…

Milyonlarca insanın mutluluk ve başarıyı yakalamasına vesile olan bu muhteşem kitaptan, en sevdiğim birkaç pasajı paylaşarak ikinci bölümü burada sonlandırıyorum. Senin okumana, senin içsel yolculuğuna ve senin keşfine 🙂

Julian, Sivana Bilgeleri’nin hedeflerine ulaşmak ve yaşamlarındaki amaçları gerçekleştirmek için beş aşamalı bir yöntem geliştirdiklerini söyledi.

Bu basit , pratik bir yöntemdi ve işe yarıyordu. Birinci aşama, zihinde sonucu açık bir şekilde canlandırmaktı. Bu, kilo vermek ise Julian her sabah kalktıktan sonra kafamda kendimi ince, dinç, canlı ve sınırsız enerji ile dolu bir kişi olarak canlandırmam gerektiğini söyledi. Bu zihinsel imaj ne kadar berrak olursa, süreç o kadar etkili olacaktı. Julian zihinde sonsuz bir güç hazinesi olduğunu ve bu basit canlandırma eyleminin arzunun gerçekleşmesine giden kapıyı açacağını söyledi.

İkinci aşama kendi üzerimde kısmen de olsa poztif bir baskı oluşturmaktı. Şöyle devam etti:

İnsanların verdikleri karar bağlı kalamamalarının esas nedeni, eski alışkanlıklarına geri dönmenin çok kolay olmasıdır. Baskı her zaman kötü bir şey değildir. Baskı büyük amaçlara ulaşmak için ilham verebilir. İnsanlar genellikle zora geldiklerinde ve kendi içlerinde yatan insani potansiyeli kullanmaya zorlandıklarında müthiş başarıları yakalarlar”

“Göremediğin hedefi asla vuramazsın. İnsanlar tüm yaşamlarını refaha ulaşmanın tutkusuyla daha mutlu, daha dolu dolu geçirme hayalleri kurarak tüketirler. Ancak yaşam amaçlarını, yaşamlarının gerçek anlamı üzerinde derin derin düşünüp amaçlarını bir kenara yazmak için ayda on dakika harcamanın önemini kavrayamazlar. Hedef koymak yaşamını muhteşem hale getirir. Dünyan zenginleşir, daha haz verici, sihirli bir yer olur.”

Birisi “En Sevdiğim Kitaplardan Alıntılar #2” üzerinde düşündü

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?