En Sevdiğim Kitaplardan Alıntılar #1

“İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.” – Descartes

Tam da Descartes’a yakışan muhteşem bir söz değil mi? Tabi bunun dışında saymakla bitmeyecek kadar çok faydası var kitap okumanın. Bilimsel araştırmalar stresi azaltmada %68 etkili olduğunu söylüyor. Okudukça bambaşka bir insana dönüşürsün ayrıca… Dünyayı eskisinden farklı görmeye başlarsın, bakış açın genişler, kelime dağarcığın artar, yine bilimsel araştırmalara göre zekanı keskinleştirir. Odaklanma becerini artırır, hafızanı güçlendirir, daha güzel konuşur ve daha güzel yazarsın.

Hayal gücünü besler, empati yeteneğini artırır, mutluluğuna katkı sağlar, özgüvenini artırır ve alzehimer, depresyon gibi çağın hızla yayılan hastalıklarının riskini azaltır. O kadar çok ki, sadece kitap okumanın faydaları üzerine bir makale yazacak olsam yeridir. Ancak ben bugün, okumuyorsan okuma isteği oluşturmak, okuyorsan daha fazla okumanı sağlamak için en sevdiğim kitapların bazılarından alıntılar paylaşacağım.

Çayın, kahven hazırsa hadi başlayalım😊

European School of Economics adlı okulun kurucusu, yazar ve sosyolog Stefano D’Anna’ın, hayatta yaşanabilecek düşüşler ve bu durumda şikayet etmek yerine bakış açını değiştirerek yeni bir hayat inşa etmek üzerine yazdığı muhteşem kitabı Tanrılar Okulu ile başlayalım.

“Dünya, senin onu düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı. Dışarıda kendini bul! Git ve kim olduğunu gör… Diğerlerinin, senin içinde taşıdığın yalanın, uzlaşmanın, cehaletinin yansıyan görüntüleri olduğunu keşfedeceksin… Değiş… ki dünya değişsin.”

“İnsana ömründe en fazla bin defa dolunayı izleme fırsatı verilir, ama büyük bir olasılıkla bu insan, yaşamının sonuna kadar onu bir kez bile izlemek için zaman bulamayacaktır… Ay’ın insanın dışında olduğunu düşünürsen, bir insanın kendini gözlemlemesinin, dikkatinin yönünü kendisine çevirmesinin ne denli zor olacağını düşün.”

Bundan beş yüz yıl önce 1647 yılında Baltasar Gracian tarafından yazılan ve “Akıllı Yaşama Sanatı” kitabının içindekiler, sanki bugünün insanı için halen güncelliğini korur gibi. 

Birkaç alıntıya bakalım mı?

Birçok insan kendilerini akıllı sanmasa, aslında gerçekten akıllı olabilirdi.

‘En güçlü yanınızı bilin. Bu size doğuştan bahşedilen en önemli yetenektir; onu geliştirirseniz gerisi gelecektir. Güçlü yanını bilen kişinin mükemmelliğe ulaşması kaçınılmazdır. Hangi niteliğinizin üstün olduğunu fark edin ve bu konuda sorumluluk üstlenin.’

‘İnsana her şeyin eskisi en iyisiymiş gibi gelir ve ulaşılamayan her şey daha değerlidir.’

‘Dünya gösterilen çabaları umursamaz, sadece başarıp başaramadığınızla ilgilenir.’

 ‘Zihnin olgunluğu her şeye anında inanmamaktan geçer.’

Nasıl? Sanki bugün yazılmış değil mi? Bence hepsi birbirinden güzel…

Sırada en sevdiklerimden biri var. Ne zaman benden kitap tavsiyesi istenecek olsa, mutlaka içlerinde İnsanın Anlam Arayışı olmak zorundadır. Psikoterapinin en önemli isimlerinden, Logoterapinin ve Üçüncü Viyana Okulu’nun kurucusu Viktor Frankl’ın otuzdan fazla dile çevrilip on beş milyon satan bu kitabı, tam bir başyapıttır bana göre. Logoterapinin temel ilkelerini 2.Dünya Savaşı’nın en korkunç toplama kampı Auschwitz’de yaşadığı deneyimler ışığında anlatan Frankl, bizlere çok önemli gerçeklerden bahseder. 

OKU  Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak!

Şimdi sıra, bu güzel eserden alıntılarda…

“Ama gözyaşlarından utanmamız gerekmiyordu, çünkü gözyaşları, bir insanın cesaretlerinin en büyüğüne, acı çekme cesaretine sahip olduğuna tanıklık ediyordu.”

“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.”

“İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey gerilimsiz bir durum değil, daha ziyade değerli bir amaç için çabalamak ve çabalamak, özgürce seçilmiş bir görevdir.”

Napoleon Hill‘in 1937’de yayımlanan, milyonlarca satan ve halen satmaya devam eden inanılmaz eseri Düşün ve Zengin Ol, halen zirvedeki birçok insanın baş ucu kitabıdır. Yaklaşık yüz yıl önce; nesiller boyu yalnızca en zenginlerin, en güçlülerin birbirlerine aktardığı bir sırrı, yani çekim yasasını ve bu sayede inşa edilebilecek yeni bir hayatı 13 adımda anlatan Hill, bana da kendi yolculuğumda çok ilham vermiştir. Bu yazımda alıntı yapacağım tüm kitaplar gibi, Düşün ve Zengin Ol’da kitaplığında mutlaka bulunmalı. İşte paylaşmak istediğim bölümler…

Zenginlik arzulara cevap olarak gelmez. Sadece, sürekli kararlılığın bulunduğu kesin arzuyla desteklenen planlara cevap olarak meydana gelir. Kararlılık Nasıl Güçlendirilir Kararlılık alışkanlığına götüren dört temel adım vardır. Bunlar çok büyük zekâ, çok fazla eğitim gerektirmez, sadece biraz zaman veya çaba gerektirir.

Gerekli adımlar şunlardır:

1. YERİNE GETİRİLMESİ İÇİN ATEŞLEYİCİ BİR ARZUYLA DESTEKLENEN BELİRLİ BİR AMAÇ.

2. SÜREKLİ EYLEMLERLE UYGULANAN BELİRLİ BİR PLAN.

3. AKRABALARIN, ARKADAŞLARIN VEYA TANIDIKLARIN OLUMSUZ ÖNERİLERİ DAHİL BÜTÜN OLUMSUZ VE CESARET KIRICI ETKİLERE KARŞI KAPALI BİR ZİHİN YAPISI.

4. KİŞİYİ HEM AMAÇ HEM DE PLANIN UYGULANMASINDA CESARETLENDİRECEK BİR VEYA DAHA FAZLA İNSANIN DOSTÇA İTTİFAKI.

“Dünyaya ne yapmak istediğinizi söyleyin, ama önce yapın.”

“Başarı bir insanın hayatına girmeden önce insanın geçici yenilgiler ve belki de başarısızlıklarla karşılaşacağı kesindir. Başarısızlık bir insanı ele geçirdiğinde en kolay ve en mantıklı yol vazgeçmek gibi görünür. Çoğu insanın yaptığı da budur… Başarı neredeyse elle tutulabilecekken insana çelme takmaktan büyük zevk alır.”

OKU  Acı Çekiyor Olmanın Tek Sebebi...

Alışkanlıklar gerçekten o kadar güçlüdür ki, tüm hayatımızı etkileyebilir. Öyle ki, bütün büyük beyinler bundan bahsetmiştir, yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Aristo:

“Tekrar tekrar yaptığımız şeyiz biz. Dolayısıyla mükemmeliyet bir eylem değil, alışkanlıktır.”  Derken, 2009 yılında vefat ettiğinde arkasında kişisel gelişim adına inanılmaz bir miras bırakan Jim Rohn:

‘’Motivasyon başlamanı sağlar, alışkanlıklar devam etmeni.’’ Ve yine ‘’Başarı, her gün uygulanan birkaç basit disiplinden fazlası değildir.’’ Sözleri ile alışkanlıkların önemine değinmişti. İşte New York Times’ın ödüllü muhabiri Charles Duhigg, Alışkanlıkların Gücü adlı muhteşem eserinde, alışkanlıkların neden ortaya çıktığını ve onları nasıl değiştirileceğimizi, adeta benzersiz ifade yeteneğiyle akıcı bir şekilde anlatarak çok önemli bir bakış açısı ortaya koyuyor.

Şimdi bu güzel kitabın alıntılarına bakalım mı?

“Akşam yemeğini birlikte yeme alışkanlığına sahip çoğu ailenin, ev ödevi becerileri daha gelişmiş, notları daha iyi, duygu kontrolü ve özgüveni daha yüksek çocuklar yetiştirdiğini belgelemiştir. Sabahları yatak toplama alışkanlığı, yüksek verimlilikle, yoğun iyilik hissiyle, bütçeye sadık kalma becerisiyle ilişkilendirilmiştir. Bir aile yemeğinin veya derli toplu bir yatağın daha iyi notlara ya da daha az müsrifliğe sebep olduğu söylenemez. Ama bu başlangıç ​​değişimleri her nasılsa, diğer iyi alışkanlıkların da yerleşmesine yardımcı olan zincir reaksiyonlar başlatır.”

Psikiyatr Engin Gençtan’ın 1983 yılında yayımlanan ve halen güncelliğini koruyan muhteşem kitabı İnsan Olmak,  arka kapağındaki şu güzel cümlelerle insanın dikkatini çekiyor  önce:

“Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

Kitabın içinden de şu alıntıyı bırakmak isterim:

“Dünyada iki tür insan vardır: Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler.

Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler. Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar.”

Umarım bu alıntılar ufkunu genişletir, bunu bir seri haline getirip devam etmeyi düşünüyorum. Eğer sen de en sevdiğim kitaplardan alıntıların devam etmesini istiyorsan, yorumlarınla belirtmek istersin belki…

Aydınlık bir gelecekte buluşmak dileğiyle.

Barış Ege

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?