İyi Sorular Cevaplardan Daha Güçlüdür

Bilim adamlarının atom ve moleküllerin yapısını inceleyebilmelerini sağlayan bir teknik bulduğu için 1944 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almaya hak kazanan İsidor İsaac Rab, fizikteki başarısının kaynağını her gün okul dönüşü annesinin kendisini karşılayış biçimine bağlıyordu. “Bugün hiç güzel bir soru sordun mu İsaac?” Daha küçük bir çocukken, okuldan döndüğü her gün annesi kendisini bu soruyla karşılardı. Bu sayede soru sorma alışkanlığı edinen ve soruların gücünü keşfeden Rab, hayattaki başarısının en büyük kaynağı olarak bu alışkanlığı gösterir.

İyi sorular sormak, bizi düşünce ve inançlarımızı gözden geçirmeye, yeni bakış açıları keşfetmeye iter. Sorunları farklı bir gözle görerek yeniden tanımlayabilmemizi sağlar. Neticede hepimiz bazı düşünce kalıplarına sahibiz ancak kabul etmek gerekiyor ki, bunlar her zaman fayda sağlamıyor. “Keşif için yeni yerler değil, yeni gözler gerekir” sözündeki gibi, yeni gözlere sahip olabilmek için karşı karşıya olduğumuz durumu farklı bir bakış açısı ile değerlendirebilmemiz gerekiyor. Bunun yolu da iyi sorular sormaktan geçiyor.

Soru sormak, bize hayatımızın her aşamasında yeni kapılar açan anahtarlar gibidir. Çünkü soru sormak merakımızı körükler ve merak yeni şeyler öğrenmek, yeni yetenekler geliştirmek için adeta bir köprüdür. Elbette müzevirlikten bahsetmiyorum ama merak, bizi daha yüksek bir bilinç ve ilgi düzeyine erişmek konusunda motive eder. Ayrıca iyi sorular sormak, kimi zaman kişisel hayatımızda fark yaratacak gelişmeler sağlarken, sosyal ve iş hayatımızda diğer insanlarla doğru ilişkiler kurmamız açısından da önemli bir rol oynar.

Güçlü Sorular adlı ufuk açıcı kitabın girişinde Andrew Sobel, soruların önemini anlatırken şu anısını nakleder: Chicago’daki bir gökdelenin kırkıncı katındaki muhteşem ofiste otururken CEO’ya şöyle sordum; “Sizden iş almak için görüşmeye gelen birinde sizi en çok etkileyen şey nedir? Bir ilişkinin başında güven inşa edecek ve size bu kişiyle iş yapılır dedirtecek şey nedir?”

Bu kişi, 12 milyar dolarlık bir şirketi yönetiyordu. Ona en güvendiği ilişkileri ile ilgili bir soru soruyu şöyle yanıtladı; “Bizimle çalışmak isteyen bir danışman, bankacı veya avukatın ne kadar deneyimli ve bilgili olduğunu, sorularının kalitesinden ve ne kadar dikkatli dinlediklerinden anlarım. İşte bu kadar basit”

Peki, bu seviyede bir yöneticiye bunları söyleten nedir? Çünkü soruların gücünü kullanarak insanların kariyerinde ve kişisel hayatında verimini nasıl yükselteceğini iyi biliyordu. Oysa çoğunluk bunu yapmak yerine hep vereceği yanıtlar üzerinde durur. Soracaklarını değil, söyleyeceklerini prova eder. Bir görüşme yapmadan önce, bir sunuma hazırlanırken bunu cilalayıp parlatmaya çalışır insanlar. Ancak karşımızdaki kişi/kişiler (hepimizde olduğu gibi) dinlemek yerine konuşmak isteyecektir… Bunun farkında olmak başarıyı, olmamak ise sıradanlığı hazırlar.

OKU  Acı Çekiyor Olmanın Tek Sebebi...

Eğer aktif bir iş hayatınız var ise bilirsiniz ki; müşteri adaylarınız özellikle önemli bir anlaşma ya da uzun vadeli bir sözleşmeye karar verirken, kendilerine gerçekten ilgi gösterecek, anlayacak iyi ve güvenilir bir danışman gibi davranmanızı isterler. Peki bunun yolu nedir? Elbette bunun yolu, onlarla gerçekten ilgilendiğinizi gösteren anlamlı ve iyi düşünülmüş sorular sormaktan geçmektedir. Ne istediklerine, beklentilerinin neler olduğuna dair sorularla başlamak ve ardından izleme soruları (verdikleri yanıtlardan çıkarılacak yeni sorular) sormak bu aşamalarda çok önemlidir.

Herkesin boynunda asılı görünmez bir levha vardır. Orada “Bana kendimi özel hissettir” yazar. İnsanlarla çalışırken bunu asla unutmayın.” Bu sözler, kendi adıyla sıfırdan kurduğu kozmetik şirketini bir dev haline getiren Mary Kay Ash’a ait. Peki insanlar kendilerini nasıl özel hisseder, onlara kendilerini nasıl önemli hissettirebilirsiniz? Bunu yapmanın en net yolu elbette onlarla ilgilenmektir, ilgilendiğimizi göstermenin en iyi yolu da merak ve soru sormaktan geçer.

İşi, ya da ilişkiyi kazandıracak olan şey meraktan başka bir şey değildir. Ancak bu merak, gelişigüzel şekilde değil, hazırlık sonucu ortaya çıkarsa çok daha işe yarayacaktır. Ünlü bir antrenör “Kazanma arzusu, hiçbir zaman kazanmak için hazırlanma arzusundan daha önemli değildir” derken bunu kast ediyordu. Hem de yalnızca iş hayatında değil, özel hayatımızda sevdiklerimizle yapacağımız konuşmalar öncesinde de ne söyleyeceğimize odaklanmaktansa ne soracağımıza odaklanmak ve merakımızı körüklemek çok faydalı olacaktır.

Doğru soru dünyayı bile değiştirir!

Genç bir adam, bir sabah çiçek tarlasının üzerinde parlayan güneşi izlerken kendine şöyle sormuş: “O güneş ışığında yolculuk yapabilir miyim? Işık hızına ulaşabilir veya ötesine geçebilir miyim?” O genç adam, yaptığı çalışmalar ile bilim tarihinde çığır açan Albert Einstein’dan başkası değildi.

Sokrates, binlerce yıl önce “Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez” diyordu… Burada bir fanteziden değil, çok önemli bir gerçekten bahsediyor aslında. Çünkü soru sormak, herhangi bir insanın zihninde başlayan basit bir süreç gibi görünse de kimi zaman dünyayı bile değiştirebiliyor.

Diyebiliriz ki, insanlığın bugüne dek kaydettiği gelişmelerin tamamı, birilerinin doğru sorular sorması ile başladı. Göçebe hayat yaşanırken bunun zorluğundan sıkılan ve daha iyisini isteyen birileri binlerce yıl önce “Suyu yaşadığımız yere nasıl getiririz?” diye sorduğu için yerleşik hayat başlayabildi.

“Nasıl daha rahat ve hızlı seyahat edebiliriz?” sorusu 3500 yıl önce Mezopotamya’da birilerinin tekerleği icat etmesini sağladı. “Bildiklerimi, yaşadıklarımı başkalarına nasıl aktarırım?” sorusu insanlık tarihinde bilim adına atılmış ilk ve en büyük gelişmenin yani yazının bulunmasını sağladı. Yazının ilk örnekleri Sümerler ’den olsa da “Tarih ve medeniyetimizi gelecek nesillere nasıl aktarırız?” sorusu, Hitit Uygarlığının tarihin ilk kütüphanesini kurmasını sağladı.

OKU  Sonuçları Şaşırtıcı Psikolojik Deneyler-Stres

İlk örneği Belçikalı mühendis Etienne Lenoir tarafından 1859’da üretilen İçten Yanmalı Motor da en önemli buluşlardan biri olarak sayılabilir. “Kimyasal enerji, mekanik enerjiye dönüşebilir mi?” sorusu bugün insan evladının başta araba ve uçak olmak üzere birçok araçta içten yanmalı motoru kullanarak hayatı kolaylaştırmasını sağladı.

Uçan makinelerin Da Vinci zamanından beri haya edildiği biliniyor. Ancak çocukluklarından beri “Biz de kuşlar gibi uçabilir miyiz, insanlar havada seyahat edebilir mi?” soruları kendileri için tutku haline gelen iki kardeş, bilinen ilk uçağı uçurmayı başardı. Bir bisiklet tamir atölyesindeki kısıtlı imkanlarına rağmen tutkularının peşinden giden Wilbur ve Orville Wright kardeşler, serüvenlerine planörler ile başladı. 17 Aralık 1903 tarihinde motorlu, uzun süreli çalışan ilk uçağı uçuran Wright kardeşler, modern havacılık mühendisliğinin de temelini attı.

Alan Turing’in “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu sorduğu unutulmaz makalesi belki de bugünkü bilgisayar ve yapay zekâ teknolojisinin temelini oluşturuyor. Ayrıca “Makineler düşünebilir mi?” çıkışı soruların ne kadar önemli olduğunu gösteren en muazzam örneklerden biridir. Bugün avuç içi kadar küçülse de özellikleri büyüyen bilgisayar ve akıllı telefonlar, teknolojide sınır olmadığını gösteren yapay zekalar, muhtemelen bu muhteşem soru ile başlayan sürecin ürünü…

Tarihinin 1950’lere kadar uzandığı söyleniyor olsa da internetin ilk örneği 60’ların başında ABD Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen ARPANET’tir. Arpanet, internet protokolünü ilk kez kulanmış olsa da çığır açan bir duruma gelmesini sağlayan kişi bilgisayar uzmanı Tim Berners-Lee’dir. İsviçre’deki dünyaca ünlü CERN laboratuvarında çalışırken, bilgi paylaşımının ne kadar zor olduğu üzerine düşünüyordu. “Bilgi paylaşımı ve güncellemeler ne kadar hızlı olabilir?” sorusu Lee’nin insanlık tarihinde çığır açacak yazılımlar geliştirmesini sağladı. Lee, HTML, URL ve http teknolojilerini geliştirdi. Sorduğu sorular onun ‘Dünya Çapında Ağ yani WWW’ olarak tanımlanan bilgi paylaşım sistemini kurmasını sağladı.

Bunlar, insanlık tarihi boyunca yaşanan gelişmelerden sadece birkaçı… Ancak bizi ileri götüren, zihnimizi zorlamamızı sağlayan her buluşun öncesinde mutlaka böyle önemli sorular vardı.

Hepimiz dünyayı değiştiremeyiz elbette ama sorularımızla en azından kendi hayatımızı değiştiremez miyiz?

Barış Ege

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?