Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak!

Ünlü yazar Jonathan Swift diyor ki: “Dünyanın en iyi doktorları; Dr.Diyet, Dr.Sükûnet ve Dr. Neşe’dir” Hepimiz onların ücretsiz hizmetlerinden yararlanabiliriz. Tabi, hiçbiri kalıcı olmayan üzüntülere gereğinden fazla değer vermekten vazgeçip ayağa kalktığımız sürece.

En sevdiğim yazarlardan Dale Carnegie’ye ait olup, herkesin ama herkesin okumasını arzu ettiğim bir kitap var: Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak!

Şimdi seninle bu muhteşem kitaptan birkaç bölüm paylaşacağım 😊

“Rastlayana kadar bacakları olmayan bir adama, üzülüyordum ayakkabı alamıyorum diye ayaklarıma”

Harold Abbot’u yıllardır tanıyorum. Kendisi benim konferans danışmanlarımdan biriydi. Bir gün Kansas City’de buluştuk ve beni arabasıyla Missouri-Belton’daki çiftliğine götürdü. Yolculuğumuz sırasında kendisine üzüntü ile nasıl baş ettiğini sordum. Bana asla unutamaycağım ilginç bir öykü anlattı.

“Her şeye üzülür, kaygılanırdım” diyerek söze başladı. “1934 yılında bir bahar günü, Web City’de West Dougherty Sokağı’nda yokuş aşağı yürürken öyle bir manzara ile karşılaştım ki tüm kaygılarım uçup gitti. Her şey on saniye içinde olup bitti, ama ben nasıl yaşamak gerektiği konusunda on yılda öğrendiğimden çok daha fazla şey öğredim. İki senedir Web City’de bir bakkal dükkanı işletiyordum. Tüm birikimlerimi kaybettiğim gibi ancak yedi yılda geri ödeyebileceğim kadar da borçlanmıştım. Bakkal dükkanını bir önceki umartesi günü kapatmıştım. Kansas City’ye gidip yeni bir iş aramak için Merchant and Minners Bankası’na ödünç para istemeye gidiyordum. Dayak yemiş bir insan gibi yürüyordum. İçimdeki tüm savaşma gücünü, inancımı kaybetmiştim. Derken birdenbire ileriden bacakları olmayan bir adamın geldiğini gördüm.

Adam, altına tekerlek görevi görecek patenler çakılmış bir tahta platform üzerinde oturuyordu. Her iki elindeki ahşap blokların yardımıyla ilerliyordu. Ona rastladığımda karşıdan karşıya geçmişti ve yaya kaldırımına çıkmak için beş on santimlik kaldırım taşını aşmaya çalışıyordu. Platformunun ucunu eğidiği sırada göz göze geldik. Beni yüzünde kocaman bir gülümsemeyle selamladı.

“Günaydın bayım! Ne güzel bir gün değil mi?” dedi. Orada durmuş ona bakarken, birdenbire ne kadar zengin olduğumu fark ettim. İki bacağım vardı. Yürüyebiliyordum. Kendime acıdığım için utanç duydum. “Eğer o, bacakları olmadığı halde böyle mutlu, şen ve kendine güvenen biri olabiliyorsa, ben iki bacağımla elbette olabilirim.”  Dedim.

Daha o sırada bükük belim doğrulmuş, göğsüm kabarmıştı. Merchants and Miners Bankası’ndan sadece 100 dolar istemeyi tasarlamıştım, ama artık 200 dolar isteyecek kadar cesaretim vardı. Onlara Kansas City’ye gidip iş bulmaya çalışacağımı söyleyecektim. Şimdi ise Kansas City’ye işe girmeye gideceğimi göğsümü gere gere söyleyebilirdim. İsetdiğim krediyi aldım ve bir iş buldum.

Şimdi banyomdaki aynanın üzerinde aşağıdaki dizelerin yazılı olduğu kağıt duruyor ve ben her sabah tıraş olurken bunu okuyorum:

“Rastlayana kadar bacakları olmayan bir adama, üzülüyordum ayakkabı alamıyorum diye ayaklarıma”

“Eğer içebileceğiniz kadar suyunuz varsa…”

OKU  Sonuçları Şaşırtıcı Psikolojik Deneyler-Stres

Eddie Rickenbacker’e, Pasifik Okyanusu’nda kaybolduklarında, bir cankurtaran Salı üstünde yirmi bir gün boyunca arkadaşlarıyla oradan oraya sürüklenirken aldığı en önemli dersin ne olduğunu sormuştum. “Bu deneyim sonucu aldığım en büyük ders şu oldu; eğer içebileceğiniz kadar suyunuz ve yiyebileceğiniz kadar yiyeceğiniz varsa, yakınmanızı gerektirecek hiçbir şey yok demektir” diye cevap vermişti.

“Öyleyse ne halt etmeye…”

Time Dergisi, Guadalcanal’da yaralanana bir çavuş hakkında bir makale yayımladı. Bir şarapnel parçası ile boğazından yaralanan çavuşa yedi kere kan nakli yapılmıştı. Çavuş bir not yazarak doktoruna sormuştu: “Yaşayacak mıyım?” doktor onu “Evet” diye yanıtlamıştı. Çavuş bir not daha yazarak tekrar sormuştu: “Konuşabilecek miyim?” doktorun yanıtı yine; “Evet” olmuştu. O zaman çavuş son bir not yazarak şöyle demişti: “Öyleyse ne halt etmeye üzülüp duruyorum?”

Niçin hemen durup kendinize; “Ne halt etmeye üzülülüp duruyorum?” diye sormuyorsunuz? Büyük bir olasılıkla siz de bunun ne kadar önemsiz ve gereksiz olduğunu fark edeceksiniz. Yaşamınızdaki şeylerin yüzde doksanı doğru, yüzde onu yanlıştır. Eğer mutlu olmak istiyorsak tüm yapmamız gereken doğru olan yüzde doksanın üstünde durup yanlış olan yüzde onu görmezden gelmektir. Ama eğer üzülüp acı çekmek ve mide ülserine yakalanmak istiyorsak yanlış olan yüzde ona odaklanıp, yüzde doksanı görmezden gelmek bunun için yeterli olacaktır.

Bizler sahip olduğumuz inanılmaz zenginliklerin üzerinden gözlerimizi bir dakika bile ayırmayarak Dr. Neşe’nin ücretsiz hizmetlerinden yararlanabiliriz. Biz, Ali Baba’nın hazinesinden daha fazla zenginliğe sahibiz. Gözlerini bir milyar dolara satar mıydınız? Ya iki bacağınızı için ne istersiniz? Ellerinizi satar mısınız? Kulağınızı? Çocuklarınızı? Ailenizi? Bunların karşılığında ne istersiniz? Sahip olduklarınızı şöyle bir toplayın. Rockefeller’in, Ford’ların, Morgan’ların tüm birikimlerini bir araya getirerek alabileceklerin altınların bile bunları satmanız için yeterli olmadığını göreceksiniz.

Peki bunların değerini biliyor musunuz? Ne yazık ki hayır… Napoleon Hill diyor ki;

“Dualarınızda, sahip olmadığınız şeyler için talepte bulunmak yerine, halihazırdaki nimetler için şükran dolu ifadeler kullanırsanız çok daha hızlı sonuçlar elde edersiniz.”  

İnsanın sahip olamadıklarını düşününek üzülmesi, büyük bir trajedidir. Tarih boyunca insanları tüm savaş ve hastalık salgınlarından daha fazla üzüntüye sevk etmiştir bu tutum…

“Bu sözler karşısında olduğum yerde donakaldım…”

Bu durum, John Palmer’ın normal bir genç insandan, huysuz bir yaşlı adama dönüşmesine yol açarak neredeyse onun yuvasının yıkılmasına neden olmuştu. Bunu biliyorum, çünkü bana kendisi anlattı.

Bay Palmer, New Jersey’de yaşıyordu. “Ordudan ayrıldıktan kısa bir süre sonra kendi işimi kurdum” diye anlatmaya başladı. “Gece gündüz çok çalıştım. Her şey yolunda gidiyordu. Sonra sorunlar başladı. İstediğim yedek parça ve malzemeleri alamıyorduml İşyerimi kapatmak zorunda kalacağımdan korkuyardum. O kadar çok kaygılanıyordum ki normal bir adamdan huysuz bir ihtiyara dönüşmüştüm. Somurtgan ve aksi biri olmuştum. O zamanlar farkında değildim ama mutlu yuvamın dağılmasına ramak kaldığını şimdi daha iyi anlayabiliyorum.

OKU  Başarılı Bir Hayatı İnşa Etmek İçin İhtiyacın Olan 9 Nitelik

Derken bir gün yanımda çalışmaka olan savaş gazisi sakat bir adam bana şöyle dedi: “Dünyada sorunları olan tek insan senmişsin gibi davranıyorsun. Dükkanını bir süre kapatmak zorunda kalabilirsin. Ne var bunda? İşler normale döndüğünde tekrar başlayabilirsin. Şükretmen gereken o kadar çok şey varken durmadan homurdanıyorsun. Senin yerinde olmayı ne kadar çok istediğimin farkında mısın? Bana bak! Bir tek kolum var, yüzümün yarısını mermi götürdü, yine de yakınmıyorum. Eğer homur homur homurdanmayı bırakmayacak olursan sadece işini değil, sağlığını, yuvanı ve arkadaşlarını da kaybedeceksin.”

“Bugün sahip oldukların için teşekkür et ve yarın sahip olacakların için savaşmaya başla.”

William Shakespeare

Bu sözler karşısında olduğum yerde donakaldım. Onun bu sözleri elimdeki nimetlerin farkında olmadığımı anlamama yetmişti. O anda tekrar eski günlerime dönmeye karar verdim ve bunu da başardım…

Bizler kendimizden utanmalıyız. Yaşadığımız yıllar boyunca tüm günlerimizi güzelliklerle dolu bir periler ülkesinde geçiriyoruz, ama onları göremeyecek kadar kör ve tatlarına varamayacak kadar tokuz.

Üzüntüyü bırakıp yaşamaya başlamak istiyorsanız, şunu aklınızdan çıkarmayın: Sorunlarınıza üzülmek yerine, sahip olduklarınıza şükredin.

Kitaptan yapacağım alıntı burada bitiyor. Şunu eklemek isterim ki, şükretmek bir avuntu değil, farkındalıktır. Birine teşekkür ettiğin anları düşün… Neden teşekkür edersin? Çünkü sana maddi ya da manevi bir şey vermiş yahut yardım etmiştir. Kendini önemli hissetmeni sağlamıştır.  Nasıl hissedersin? Mutlu, neşeli, özgüvenli. Peki böyle iyi hissetmek aynı zamanda bir güç vermez mi sana? Elbette verir, bu da uzun vadeli mutluluğun, başarının ilk adımıdır. Çünkü üzgün, bezgin, şikayet eden bir insanın iyi bir iş çıkarmasını, kendini keşfetmesini bekleyemezsin. Ama iyi hisseden, coşkulu birinin giriştiği bir işi başarılı bir şekilde sonuçlandırması hiç de şaşırtıcı olmaz değil mi?

“Keder arkaya bakar, endişe etrafa… İnanç ise yukarı bakar.”

–Ralph Waldo Emerson

İşte bunun ilk adımı varlığına şükrettiğin şeyleri hatırlamaktır. Zihnine ve vücuduna ihtiyacı olan kimyasalları, dolayısı ile duyguları vermektir. Sonra, daha önceden imtina ettiğin işlere girişir, potansiyelini ortaya koyarsın. Potansiyelin eyleme, eylemlerin iyi sonuçlara dönüşür. Bu da kendine olan inancının artmasını sağlar, kendine olan inancın arttığında, daha fazla potansiyel ve daha iyi eylemler ortaya koyarsın. Bu da sonuçlarını biraz daha ileri taşır, inancın artmaya devam eder ve bu artık bir döngü oluşturur. Sadece kendine değil, başkalarına da faydalı olur, ilham ve cesaret verirsin.Tüm bunların ilk adımı, hiçbiri kalıcı olmayan üzüntülere gereğinden fazla değer vermekten vazgeçip ayağa kalkmana bağlı. Senin üzüntü yerine neşeyi seçmene, senin şikayet yerine şükür listesi oluşturmana, senin ayağa kalkmana, senin kendini keşfetmene. 😊

Sevgiyle kal 😊

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?