Anksiyetenin Üstesinden Gelmek

Bir Yaşam Koçu olarak, işim gereği, birçok insan ile iletişim halindeyim. Neredeyse iki kişiden biri Anksiyete ya da Kaygı Bozukluğu diye adeta icat ürünü bir hastalık ile baş etmeye çalışıyor. Hele bir de böyle bir teşhis konulur ve kişi bunu sahiplenirse durum çok daha kötü bir hal alıyor. Çünkü kişi bu durumda, bütün hayatını sahiplendiği bu hastalığa göre şekillendiriyor. Peki, nereden geliyor bu duygular?

“Endişe, hayal gücünü kötüye kullanmaktır” Dan Zadra

Hayal gücü, insanoğluna verilmiş en büyük hediyelerden biridir. Ancak biz onu çoğunlukla kötüye kullanıyor ve bol bol endişe, kaygı üretiyoruz. Daha kötüsü, bunu sanki yaşamın bir parçasıymış gibi görüp, öyle yaşıyoruz. Ürettiğimiz kaygılar, potansiyelimiz için adeta yıkıma yol açıyor. Anksiyete; eylemlerimizi, yargılarımızı ve coşkumuzu bizden alıp götürürken, onların yerine yetersizlik, atalet hatta depresyon ile baş başa bırakıyor.

İyi haber şu ki; buna teslim olmak zorunda değilsin… Herkes kaygılarını yenebilir, onun yerine cesaret, tutku ve coşku gibi faydalı duyguları koyabilir. Ancak bir şeyi yenebilmek için önce onun ne olduğunu anlamak gerekir öyle değil mi? Şu halde anksiyetenin ne olduğuna bir bakalım…

Aslında kaygı, hayattan iyi şeyler beklemediğin zaman ortaya çıkan bir histir. Hayattan zevk almadığın anlamına gelir çünkü zihnin sürekli sorunlara odaklı, bulanık bir haldedir. Dahası çoğunlukla gerçekleşmemiş, tahmin ürünü sorunlar… Genelde şöyledir:

“Bunu asla başaramayacağım”

“Finansal başarıyı yakalayamayacağım”

“Asla iyi bir hayat arkadaşı bulamayacağım”

“Bu hastalıktan kurtuluşum yok”

“Mutlu olamayacağım”

“Mezun olsam bile bir iş bulamayacağım”

Elbette böyle düşünceler, kaygı ve endişe doğurur. İtimat etmeye devam edersen, her geçen an büyür ve seni teslim alır. Hayatı böyle yorumladığında, bu düşüncelerin doğurduğu duygular elbette kaygıdan başka bir şey olmayacaktır. Ve bu, tüm eylemlerini kaygılarının gölgesinde ortaya koyacağın anlamına gelir.

En sevdiğim kitaplardan Odak : Mükemmelliğin Gizli Anahtarı adlı eserinde Daniel Goleman şöyle diyor:

“Sezgisel akıl kutsal bir armağandır, rasyonel akılsa sadık bir hizmetkar… Bizler hizmetkârı onurlandırıp armağanı unutan bir toplum yarattık.”

Burada rasyonel akıl ile kast edilen; her şeyi mantık çerçevesinde değerlendirmektir. Ve rasyonel akıl şöyle demektedir:

“Ekonomik kriz var, o halde iş bulamayacağım”

“Hayat bu kadar zor iken nasıl başarılı olabilirim ki?”

Bunlar, hayata güvenmediğin anlamına gelir. İlginç olan şu ki, hayata güvenirsen de güvenmezsen de o seni doğrulayacaktır.

Halbuki, sezgisel akıl farklı çalışır. O, Goleman’ın dediği gibi, sana en iyiyi düşlemen için verilmiş bir armağandır. Hangi düşüncelere itimat edersen, zihninde büyüyecek olan da odur. Çünkü büyük bir güven duygusu içinde olmasını beklediğin her şey, adeta kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür.

“Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir”  Einstein

Einstein’ın bu sözü çok güzel olsa da hayal gücü, sadece güzelliklerin değil, hoşlanmayacağın şeylerin de ön izlemesi haline gelebilir. Peki, hayal gücünü kötüye kullanarak endişe üretmek yerine, iyiye kullanacak olursan neler değişir?

En şaşırtıcı şey, hayattan en iyisini beklediğimizde, neredeyse her zaman öyle olmasıdır.

Öncelikle zihnini iyi şeyler düşünmeye yönlendirmiş olursun. Bu sayede, bilinçaltının daha önceden kaydetmiş olduğu güzel resimleri çağırır ve onlara odaklanırsın. Bu, senin başarılarını hatırlamanı sağlar. Ardından iyi hissetmeye başlarsın. İyi hissettiğinde, tekrar bir şeyleri başarmak için harekete geçersin. Çünkü beyin, gerçek ile hayali ayırt edemez. Kendini bir şeyleri başarırken düşünmen, o günkü hissiyatı yaşamanı sağlar. Yani iyi hissetmeye başladığında, hem beklentilerin hem de sonuçların değişir. Hatırla ki kaygı, hayattan iyi şeyler beklemediğinde ortaya çıkıyordu… İyi şeyler beklediğinde ise Pygmalion Etkisi ile bambaşka sonuçlar ortaya çıkar. Pymalion Etkisini yaşamak için onun denemeye değer bir yaklaşım olduğuna güvenebilirsin.

OKU  Acı Çekiyor Olmanın Tek Sebebi...

Şimdi kaygılar ile baş etme konusunda farklı bir bakış açısına ne dersin?

Ünlü yazar ve motivasyon konuşmacısı Simon Sinek, verdiği bir röportajda kaygı konusunda yaptığı çalışmayı paylaşmıştı. Sinek, olimpiyat sporcularından ilham aldığı ve bu sayede kendi hayatında kaygıyı nasıl sonlandırdığını şöyle aktarıyor :

“Olimpiyat Oyunlarını izlerken sporculara müsabaka öncesi ya da sonrası sorulan “Kaygılı mıydın? Gergin misin?” tarzındaki sorular her zaman sporcuların maruz kaldığı sorulardır. Sporcular da çoğu zaman kaygılı olmadıklarını söylerler. Yapmamız gereken şey; onların kaygılı olup olmadıklarına bakmak yerine, bizim kaygı dediğimiz şeyi onların nasıl yorumladığına bakmak.”

Aslında Simon Sinek’in dikkat çekmek istediği nokta, şampiyonların kaygı hissedip hissetmediklerini sorgulamıyor olmaları… Bunun yerine, psikolojik olarak hissettikleri bu duyguyu farklı şekilde yorumluyorlar.

“Kaygılı olduğumuzda yaşadığımız şeyler şunlardır: Kalp atışımız hızlanır, kendimizi daha gergin hissetmeye ve terlemeye başlarız. Sonrasında da bunun kaygı olduğuna karar veririz. Peki heyecanlı hissettiğimizde ne yaşarız? Kalp atışımız hızlanır, kendimizi daha gergin hissetmeye ve terlemeye başlarız. Kaygı olarak yorumladığımız uyarıcıların aynısını heyecanlıyken de hissederiz. Olimpik sporcular, hisleri yorumlamanın farkını iyice anlamışlardır ve bizim kaygı uyarıcıları olarak düşündüğümüz şeyleri onlar heyecan uyarıcıları olarak yorumlarlar. Böylelikle zihinlerine kodladıkları şey farklıdır: “Kaygılı değilim, heyecanlıyım.”

Sinek, kaygıları yenmek üzerine yaptığı öneriyi şu sözlerle noktalıyordu:

“Bunu fark ettikten sonra, kendi hayatımda da bu yöntemi denedim, ne zaman kendimi kaygılanıyor gibi hissetmeye başlarsam bunun heyecan olduğunu kendime tekrarladım. Büyük kitlelere konuşma yaparken, bana sorulan nasıl hissediyorsun sorusuna kaygılı ya da endişeli demek yerine, heyecanlıyım diyorum. Bunu kendime söyledikten sonra gerisi otomatik olarak gelmeye başlıyor. Beni geriye çekmek yerine ileriye taşıyor.”

Kaygıların Üstesinden Gelmenin Etkili Yolları!

Buzzfeednews adlı site, kullanıcılarından yaşadıkları anksiyete karşısında, terapi/yardım aldıkları uzmanlardan duydukları en iyi önerileri paylaşmalarını istemiş ve kullanıcılardan gelen en iyi cevapları listelemişti. Yazımı, bu önerilerden en beğendiklerim ile tamamlarken, ürettiğin kaygılar yüzünden hayata karşı yanlış bir tutum almaktansa, ayağa kalkıp, bir şeyleri değiştirmek için harekete geçmeni çok isterim. Sevgiler 😊 

  1. 3-3-6 kuralı ile rahatla…

“Terapistim bana kaygılarım büyüdüğü anda kullanabilmem için dünyanın en basit tekniğini öğretti. Başlarken, 3 saniye derin nefes al, sonraki 3 saniye nefesini tut ve ardından 6 saniye boyunca nefes ver.

Hemen normal haline dönmek ve yeniden odaklanmak açısından çok etkili bir yöntem.”

2) Eğer gece yarısı anksiyeten başlarsa hemen yataktan çık. Yoksa yatak senin için ‘uyuduğun yer’ olmaktan çıkar.

“Gece geç saatlerde, kaygı bozukluğu problemi yaşıyorum. Terapistim yatağımı sadece uyku ile özdeşleştirmemi söylediği için bunu yaşadığım anda yataktan kalkıyorum ve yeniden uyuyabilecek duruma gelene kadar da yatağımdan uzak duruyorum.”

OKU  Hiç Kendini Denemeyecek Misin?

3) Daha iyi hissetmek için endişen ile tartış! Kaygılarına karşı doğru argümanlar üret.

“Ben son derece kaygılı biriyim ve her zaman ayılar, katiler gibi şeyler beni ürkütmüştür. Her zaman tartışmaya açık çok zeki biri olduğum için terapistim bana, kendimle tartışmayı ve korkularıma karşın mantıklı açıklamalar üretebilmeyi öğretti. Bu da panik ataklarımdan kurtulmamı sağladı.”

4) Çevrende olup bitenlere karşı duyarlı ol, gördüklerini sesli olarak tekrar et

“Kaygı hissettiğin anda, kendi kendine içinden konuş:  “Bu araba mavi.’ ya da ‘Bugün günlerden çarşamba.’ gibi şeyler söylemek, aklını ve dikkatini kaygılardan uzaklaştırmanı sağlar.”

5) Süreci yönetilir hale getirmek için yapılacaklar listesi hazırla

“Yapmam gerekenler üzerine düşünüp endişelendiğimde, bir yapılacaklar listesi hazırlamanın çok faydasını gördüm. Önce (kaygılıyken) yapmanız gereken milyonlarca şey varmış gibi geliyor, ama üzerine eğildiğinizde listenin o kadar da uzun olmadığını görüyorsunuz”

6) En kötü senaryoya odaklanma cesareti göster!

“Aklıma kötü şeyler geldiğinde, terapistim bana en kötüsünü düşünmemi söyledi. Pek rahatlatıcı gibi gelmemişti ama her şeyin kontrolüm altında olmadığını anlamam için çok faydalı oldu”

7) Endişelenmek için kendine süre ver ama süre dolunca dur ve yapman gerekenlere odaklan!

“Aklıma beni endişelendirecek düşünceler geldiğinde, artık kendime 1-2 dakika süre veriyorum. Bu süre dolduğu anda bırakıp yoluma devam ediyorum. Çok işe yarıyor.”

8) Kaygılarının sana yapmamanı söylediği şey yap ve kendine meydan oku!

“Diyelim ki, dışarı çıkma konusunda endişeler hissediyorum. Böyle durumlarda hemen harekete geçip, kendimi dışarı atıyorum. Bu bana çok iyi hissettiriyor”

9) Eleştirilmek ya da yargılanmaktan korkuyorsan, bunun ne kadar gerçekçi olduğunu sorgula. İnsanların seni ne sıklıkla izlediğine bak…

“Başkalarının beni nasıl gördüğüne dair sürekli endişelerim vardı. Mesela bir odaya girdiğimde herkesin bana baktığını düşünürdüm. Bunun üzerine terapistim ve ben bir deney yaptık. Bir alışveriş merkezine gittik ve gelip geçen herkese baktık. İnsanlar gerçekten düşündüğüm kadar umursamadı. Ayrıca ben kendimi ne kadar güvensiz hissediyorsam, insanlarda kendilerini o kadar güvensiz hissediyormuş. Hem insanlar beni izlemek için nereden vakit bulabilirdi ki? Bu düşünceler bana güven verdi. Aylardır anksiyete yüzünden gitmediğim okuluma geri döndüm.”

10) En kötü senaryolara ayırdığın kadar en iyi senaryolara da vakit ayır.

“Terapistim bana, hayal gücümü en iyi şekilde kullanmamı öğretti. Örneğin, alışveriş için bir mağazaya gitmeden önce, olası kaza ihtimallerini, ya da birilerinin bana zarar verebileceğini düşünürdüm hep. Şimdi ise evden çıkmadan önce alışverişe gidip, sorunsuz bir şekilde evime döndüğümü hayal ediyor ve bunu zihnimde yaşıyorum. Artık hayat, eskisi kadar zor gelmiyor.” 

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?