Hiç Kendini Denemeyecek Misin?

İçin içine sığmıyor ama korkuyorsun, “Yapabilir miyim?” sorusunun etrafında dönüyorsun. İçten içe düşlediklerini dışarıya yansıtmak için savaş veriyor ama bir türlü harekete geçemiyorsun. “Ya işler ters giderse ya sonuna kadar gidemezsem” düşünceleri seni durduruyor. Harekete geçmekle, geçmemek arasında tekrar tekrar gidip geliyorsun…

İşte tam da bu durumda, neye kulak vereceğin çok önemlidir. Endişelerine mi, hayallerine mi? Cesaretine mi, korkularına mı? Başardığın anın gururunu mu düşleyeceksin yoksa, yaşayacağın geçici yenilginin sana hissettireceklerini mi?

Peki nedendir bu tereddütler? Neden içindeki o baş eğmez, şartlara kulak asmaz çocuk “hadi yapalım” derken, bir yandan kendini bu kadar frenlersin?

Belki de Ralph Waldo Emerson’un “Keder arkaya bakar, endişe etrafa… İnanç ise yukarı bakar.” Sözünde saklıdır cevap…Etrafına bakar ve o kocaman gururunu kimin kıracağı üzerine endişelenir durursun. “Başarısız olursam -ki geçici bir yenilgidir sadece- insanlar ne der” diye düşünür ve çıkamazsın işin içinden. Olduğunu zannettiğin kişi ile aslında olman gereken kişi arasında gezinir durursun da nereye gideceğini bilemezsin.

“Biri kendini adama aşamasına gelene kadar o kişi için her zaman tereddüt, vazgeçme ihtimali ve verimsizlik vardır.”  William Hutchison Murray

Hani bazen, izlediğin bir filmdeki kahraman, zor şartlardan geçer ve kabuğunu kırarak büyük işler başarır. Sen bunu izlerken duyguların coşar, boğazın düğümlenir, hatta göz yaşların akar… Nedendir bilir misin? Çünkü kendini o adaman/kadının yerine koyarsın. İçindeki o baş eğmez çocuk konuşmaya başlar yine ve sen yapmadıklarından pişmanlık duyarak “Keşke bende bu kadar cesur olsaydım” dersin. Sanki sana çok uzakmış gibi, sanki yapamayacakmışsın gibi.

OKU  Sebat En Değerli Varlığınızdır!

“Hiç kendini denemeyecek misin? Kim olduğunu, ne olduğunu bilmeden mi öleceksin?” Ahmet Hamdi Tanpınar

Halbuki, zannettiğin gibi kusursuz olmak zorunda değilsin. İlk girişiminde başarmak, o düşünürken “acaba” diyerek ürperdiğin sonuç anında başarmış olmak zorunda da değilsin. Ama denemek zorundasın, Tanpınar’ın dediği gibi kim olduğunu bilmek için. Ve unutma ki, “Gerçek olmak için doğdun, mükemmel olmak için değil.” Mükemmele, yani asıl potansiyeline ancak deneyerek, tekrar tekrar deneyerek ulaşabilirsin. Sadece başardığında kazanmazsın çünkü yenildiğinde de kazanırsın çünkü içine döner ve ne hissettiğini cesurca izlersin. Kabuğunu kırmak için uğraşırken acı çektiğinde, tekrar yaşamamak için çıldırasıya merak edersin neyi yanlış yaptığını. Neleri düzeltmen gerektiğine odaklanır ve o flu görüntülerin gittikçe netleştiğine şahit olursun.

“Kim olduğunu mu merak ediyorsun? Sorma, eyleme geç. Korkma, seni eylemlerin tanımlar.” –Thomas Jefferson.

Sonra anlarsın ki; düşüncelerinden ibaretsin, kendini tanımladığın kişiden başka bir şey değilsin. Ve zihninde kazanmadan, gerçek hayatta kazanamayacağını anlayıp, kendini yeniden tanımlarsın. Artık ringe tekrar çıktığında, rakibinin neye benzediğinin bir önemi kalmaz çünkü asıl rakibini, yani kendini çoktan yenmiş, korkularını alt üst etmişsindir. Kabuğunu kırana kadar çok canın yanmış ama buna değmiştir.

Ve şimdi yeniden çıktığın ringde tek yapman gereken, defalarca zihninde kazandığın maçın, yeni bir versiyonunu otaya koymandır. Ve zihninde kazanan biri, sahada asla kaybetmez. Şimdi ayağa kalk ve içindeki şartlara boyun eğmeyen çocuk kim olman gerektiğini söylüyorsa ol…

OKU  En Sevdiğim Kitaplardan Alıntılar #2

Korkma! İçindeki gücü serbest bırak!

Sevgilerle

Barış Ege

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?