Sonuçları Şaşırtıcı Psikolojik Deneyler-İnançlarımız

Youtube kanalımızda yayımladığımız bir video çalışmamızdan…

1980’li yılların başlarında hızla büyüyen bir şirketin ‘kişisel bilgisayar’ diye bir şey geliştirmeye çalıştığını ve bunun için bir yazılıma ihtiyaç duyduğunu işiten genç bir iş adamı, hemen onları arayarak istedikleri şeyi verebileceğini söyledi.

Oysa o anda elinde böyle bir yazılım hazır değildi ancak bir kere taahhüt edince, bir yolunu bulacak şekilde kendini programlamıştı. Bu sayede ortağı ile birlikte yalnızca birkaç hafta içinde MS-DOS yazılımını geliştirerek “Personel Compter”i gerçekleştirecek yeni bir dil yazmayı başardılar.

Zirve noktada başarılar elde eden diğerleri gibi onun da dehası, inançları sayesinde emin olma duygusu yaratmaktı. Bill Gates adındaki bu genç adam, ortağı Paul Allen ile birlikte sadece bir yazılım geliştirmekle kalmamış, IBM gibi dev bir şirketle yaptıkları protokole bu işletim sistemini istedikleri her şirkete satabileceklerini ekletmişlerdi. Bu muazzam başarının en önemli dayanağı sonuçlar konusundaki net inançlarıydı.

Merhaba; Şaşırtıcı psikolojik deneyler adını vereceğimiz bu video serimizin ilkinde, sahip olduğumuz inançların, giriştiğimiz işlerin sonuçları, dolayısı ile hayatımız üzerindeki etkilerini konuşacağız, o halde hadi başlayalım 😊

Elde ettiğimiz sonuçları belirleyen şey elbette eylemlerimizdir, bizi eyleme sevk eden duygularımız, duygularımızı oluşturan ise düşüncelerimizdir. Herhangi bir konu hakkında sahip olduğumuz düşünceleri ise inançlarımız belirliyor. Yani aslında sonuçlarımız üzerinde en büyük etkiyi yaratan şey inançlarımızdır. 

İnançlarımız sinir sistemimize gönderilen emirledir. Bir şeyin gerçek olduğuna inanırsanız, tam olarak onu gerçek kabul eden bir duruma gelirsiniz. Bu da sonucun bizim inandığımız şekilde gerçekleşmesine yol açar. Şimdi bunları deneyler üzerinden inceleyelim mi?

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Henry Beecher, 100 tıp öğrencisinin katılımı ile çok önemli bir deneye imza atmıştı. Öğrenciler iki gruba ayrılırken, gruplardan birine “Size süper uyarıcı bir ilaç vereceğiz” denilirken, diğer gruptakilere ise “Şimdi size süper sakinleştirici bir ilaç vereceğiz” diyerek deneye geçilmişti.

Ancak öğrencilerin haberi olmaksızın onlara tam tersi ilaçlar verilmişti. Uyarıcı almayı bekleyenlere, içerisinde uyku hapları, sakinleştiriciler, hatta anestezi için kullanılan barbitürat, sakinleştirici almayı bekleyenlere ise içeriğinde en ünlü sentetik uyarıcılardan biri olan amfitamin bulunan ilaçlar verilmişti. Buna rağmen öğrencilerin yarısından fazlasının verdiği fiziksel tepkiler, hep kendi bekledikleri şekilde oldu. Yani uyarıcı aldığını zanneden öğrenci uyarılmış, sakinleştirici aldığını zannedenler ise buna göre davranmıştı. Beecher, deneyin ardından şu açıklamayı yapmıştı “İlacın yararı, hastanın o ilacın yararına ve etkinliğine inancının doğrudan sonucudur”

OKU  Şimdi Yaşa, Ertelemeyi Ertele!

Adına plasebo denilen ve ilaç olmadığı halde hastalara ilaçmış gibi verilen içi boş hapları duymuşsunuzdur belki. Antrepoloji Profesörü Daniel Moerman’ın kanayan ülser hastaları üzerinde yaptığı deneyde çok çarpıcıdır. Ülser hastaları ikiye ayrılır ve ilk gruptakilere hastalığı kesinlikle iyileştirecek yeni ve çok iyi bir ilaç verilleceği söylendi. İkinci gruba ise “size verdiğimiz ilacın etkileri hakkında çok az şey biliyoruz” denilmişti. Çalışmanın sonucu hayrete düşürecek cinstendi çünkü her iki gruba da içinde hiçbir şey bulunmayan boş plasebo haplarından verilmişti… İlk gruptakilerde %75 oranında iyileşme görülürken, ikinci grupta bu oran yalnızca %25’di. Her iki gruba aynı şey verilmiş ancak sonuçlar arasında büyük fark vardı. Bu farkı yaratan ise inanç sistemlerinin kabulüydü.

Yıl 1957. Mr. Wright adında, lenf bezi kanseri olan bir hasta vardır ve durumu çok kötüdür. O kadar kötüdür ki radyoterapi veya kemoterapi bile yapılamaz hastaya. Birgün doktoru Mr. Wright’a ‘krebiozen’ adlı yeni ve çok etkin bir kanser ilacının çıktığı söyler. Hastaya bir doz bu ilaçtan yapılır. İki gün sonra Mr. Wright yataktan kalkmıştır ve hemşirelerle neşe içinde sohbet etmektedir. Üstelik tümörler de erimeye başlamıştır. 10 gün sonra hasta taburcu edilir. İki ay sonra bir gazete, krebiozenin hastaların büyük çoğunluğunda etkili olmadığını yazar. Bunu duyan hasta, tümörleri büyümüş ve berbat bir durumda hastaneye geri döner. Doktor yeniden denemeye kararlıdır, yazılanların doğru olmadığını, tekrar hastalanmasının da ilacın tarihinin geçmiş olmasından kaynaklanabileceğini söyler. Yeni ilaçların iki gün sonra gemiyle geleceği bilgisini de ekler. Hasta iki gün boyunca heyecanla bekler ve sonunda bu ikinci doz ilkinden bile daha süratli etki yapar. Üstelik doktor bu kez krebiozen bile değil, saf su enjekte etmiştir. İki ay sonra Amerikan Tıp Birliği krebiozenin tamamen etkisiz bir ilaç olduğunun anlaşıldığını bildirir. Mr. Wright ise bu haberi okuduktan birkaç gün sonra ölür.

Torino Üniversitesi’nden Profesör Fabrizio Benedetti’nin de uzun yıllardır benzer denemeler yaptığı biliniyor. Benedetti, yalnızca tuzlu su vererek Parkinson hastalarında ellerin titremesini durdurabilirken şöyle diyor “Beklenti (inanç) tedavi edici sonuçlar yaratıyor

Harvard Üniversitesi’nden Prof. Ted Kaptchuk da tüm dünyada tedavisi için yıllık 40 milyar dolar harcanan irritabl barsak sendromu üzerine bir placebo çalışması yaptı. Denekler üç gruba ayrıldı. Bir gruba gerçek ilaç, ikincisine placebo, üçüncüsüne de placebo ve umut verildi. Doktorlar üçüncü gruptaki hastalara durumlarının çok da kötü olmadığını ve kolaylıkla iyileşeceklerini telkin etti. Sonuç, tahmin edebileceğiniz gibi üçüncü gruptaki hastalar daha hızlı iyileşti.

OKU  Hedefleri Belirleme Süreci

Hamile kadınlarda kusmayı tetikleyen haplarla tam tersine mide bulantısını geçiren, yalnızca deride bir kesi yapılarak gerçekleştirilen ve yüzde 56 başarı sağlanan koroner bypass ameliyatları da placebo etkisi örnekleri arasında. Kolombiya Üniversitesi’nden Prof. Tor Wager placebo etkisini beynin hacklenmesi olarak tanımlıyor.

Tüm bu deneyler ilk bakışta çok şaşırtıcı görünse de, sonuçların en çok inançlar tarafından etkileniyor olduğunu açıkça gösteriyor. İnançlarımız ise beyin ve sinir sistemine gönderilen tutarlı mesajlardır. İnanç, davranışlarımızı yöneten bir iç temsildir. Günlük hayatımızda olsun, orta veya uzun vadeli olsun aldığımız sonuçlar üzerinde inançlarımızın payı son derece büyüktür. Başarıya inandığımızda o bizi başarı için güçlendirirken, başarısızlığa inandığımızda yine bizi başarısızlığa yönlendirecektir.

Futbol maçlarını izlerken bizleri büyüleyen Ronaldo, Messi, Muhammed Salah, Mbappe, Neymar gibi yıldız futbolcular penaltı kaçırdıklarında kimi zaman şaşırırız. Tam 7,32 cm aralığındaki kaleyi cepheden gören 11 metre mesafeden kullanılan bir serbest atış nasıl olurda gol ile sonuçlanmaz diye. Üstelik bu futbolcular en olmaz açılardan, en uzak mesafelerden goller atarken, hatta önlerine kurulan barajlara rağmen jeneriklik goller atarken, nasıl olurda penaltıyı gole çeviremez diye… İşte burada, yukarıdaki örneklerin tam tersi gerçekleşir. Futbolcu topun başına geldiğinde zihninde “Ya atamazsam, gol atabilecek miyim, skor üretemezsem ne yaparım?” gibi düşüncelere izin verdiğinde hissiyatı değişmekte ve inancı zayıflayarak istediği sonucu almasına engel olmaktadır.

Şimdi kendinize bir iyilik yapıp, inançlarınızı gözden geçirmenin zamanı değil midir? Bugünkü videomuzda anlattıklarımızın tamamı, insanın istediği zaman bir şeyleri başarabileceği konusunda kendi kendini inandırabilecek, yani hissiyatını değiştirebilecek güce sahip olduğunu gösteriyor.

İnançlarımız, olumlu ya da olumsuz anlamda bir emin olma duygusu yaratır. Mühim olan bizim kendimize “Hangi tür inançlara sahip olmak benim işime yarar ve bunları nasıl geliştirebilirim?” sorusunu sormamızdır.

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?