Amaç Ruhu Ateşler

Yanına “İki hazinem” dediği İncil ve Göçmenin İlerleyişi adlı kitapların yanı sıra sadece 5 günlük yiyecek, kendini korumak için küçük bir balta ve bir de battaniye aldı. Legson Kayira adlı bu genç adam, düşündükçe heyecandan gözlerini yaşartan hayat amacı için yola koyuldu. Kabilesinin Nvasaland’daki köyünden yola çıkarak vahşi Doğu Afrika topraklarını kuzeye doğru aşıp Mısır’ın başkenti Kahire’ye varacaktı. Oradan bir gemiye binerek yükseköğrenim için Amerika’ya, yani hayallerine doğru yol alacaktı.

Takvimler, 1958 yılının Ekim ayını gösteriyordu, annesi tam olarak bilmese de Legson o zamanlar on altı, ya da on yedi yaşındaydı. Ne annesi, ne babası okuma yazma bilmiyordu. Amerika’nın nerede ve ne kadar uzakta olduğu konusunda da hiçbir fikirleri yoktu. Ancak oğullarının yolculuğuna içlerinden gelmese de razı olmuşlardı.

Bu yolculuk çok yanlış hesaplamalarla dolu olsa da Legson Kayira için düşlerinin ve iyi eğitim görme kararının ürünüydü. Bir zamanlar yoksul bir adamken Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına kadar yükselen ve siyahları kölelikten kurtarmak için büyük uğraşlar veren kahramanı Lincoln gibi olmak istiyordu. Bir başka kahramanı da, kölelik zincirlerine karşı çıkıp Amerika için büyük bir eğitimci, yenilikçi olan, siyahilere büyük umut ve saygınlık sağlayan Booker T.Washington gibi.

Legson’un bu tehlikeli ve belirsizliklerle dolu yolculuğa çıkarken yanına aldığı en önemli azık, aslında amacıydı. Örnek aldığı kahramanları gibi o da, önce yükseköğrenimini tamamlayacak, ardından insanlık için çalışarak dünyada bir şeyleri değiştirecekti. Aslında gemi yolculuğu için ödeyebileceği parası da yoktu, ne tür bir üniversiteye gideceğini de bilmiyordu. Hatta kabul edilip edilmeyeceğini de… Dedim ya, amacından başka hiçbir şeyi yoktu.

Ayrıca Kahire, Legson’un köyünden tam 5 bin kilometre uzaktaydı, dahası yol boyunca kendisinin bilmediği en az elli farklı dil konuşan yüzlerce kabile vardı. Ancak bunların hiçbirini düşünmedi bile, hepsini bir yana bıraktı. Onun bir amacı vardı ve hayatını köyündeki diğer insanlar gibi yaşamayı aklından bile geçirmiyordu. Bu yolculuk, onun için alınyazısını şekillendirmeyi de ifade ediyordu.

Her zaman böyle değildi Legson, küçük bir çocukken okuldaki ve hayatındaki başarısızlıklarına karşı hep “ben yalnızca yoksul bir çocuğum” derdi, kendini avutmak için de “Ne yapabilirim ki?” diye sorardı. Ancak bugün kahramanım dediği insanların hayatlarına dair ilham verici o hikayeleri okuduktan sonra onun için her şey değişmişti. Kaderini şekillendirmek için ilk adımın bu yolculuk olduğuna kesin kanaat getirmişti. Bunun için de Kahire yürüyüşünü başlatacak cesareti gösterdi.

Afrika’nın zorlu zemininde yürümeye başlayalı 5 gün olmuştu ve yalnızca 40 km yol alabilmişti. Şimdiden yiyeceği tükenmişti ve yanında ne suyu ne de parası vardı. Görünüşe bakılırsa geri kalan 4960 km yolu yürümek imkansız görünüyordu. Ancak diğer taraftan geri dönmek, hem pes etmesi hem de yoksulluk ve bilgisizliğin kollarına atılmaktı. Kendine, Amerika’ya varana kadar asla vazgeçmeyeceğine dair söz verdi ve tekrar yola koyuldu.

OKU  Başarının Yolu: Öncelikleri Doğru Belirlemek

Serüveni boyunca, bazen yabancılarla birlikte ama çoğu zaman tek başına yürüyordu. Yolunun üzerindeki köylere girerken dost ya da düşman olduklarını bilmediği için dikkatli davranıyordu. Kimi zaman da iş ve barınacak yer bulabiliyor fakat çoğunlukla yıldızların altında uyuyordu. Yol kenarında bulabildiği yabani meyve ve sebzeleri yiyerek devam ediyordu yoluna ancak her geçen gün zayıflıyor ve güçten düşüyordu.

Bir gün çok hastalandı ve ateş nöbeti geçirdi. Birkaç iyi yabancı sayesinde hayata tutunabildi. Onu bitkisel ilaçlarla besleyen ve ona bakan bu iyi insanlar aynı zamanda kalacak yer de verdiler. Yorulan ve morali bozulan Legson geri dönmeyi bile düşünüyordu, artık gözüne çılgınca görünen bu yolculuğa devam etmektense eve dönmeyi mantıklı buluyordu. Hastalığı sırasında vaktini geçirmek için çantasındaki kitaplarına başvurunca, orada daha önceleri de okuduğunda kendisine ilham veren tümceler yine aynı işlevi yerine getirdi. İnancı yerine gelmiş bir şekilde, tekrar yoluna devam etti. Köyünden ayrıldığından bu yana on beş ay geçmişti ve 19 Ocak 1960 tarihinde Uganda’nın başkenti Kampala’ya doğru 1600 km yol almıştı.

Artık vahşi doğada yaşama becerisi elde etmiş ve bedeni, bu koşullara uyum sağlarken, daha da güçleniyordu. Kampala’da altı ay kadar geçirdi. Bir yandan çeşitli işlerde çalışırken, bundan arta kalan zamanının tamamını kütüphanede doymaksızın okuyarak geçirmişti. Burada eline geçen resimli Amerikan üniversiteleri kataloğu ile karşılaşmış olmasına çok sevindi. İçlerinden bir resim özellikle dikkatini çekmişti. Bakmaya doyamadığı bu resim, fıskiyeler ve çim sahalar ile bezeli, memleketi Nysaland gibi ulu dağlarla çevrili, heybetli görünen bir o kadar da sevimli bir yapıya aitti. Bu üniversite Washington Mount Vernon’da bulunan Skagit Üniversitesiydi. Burası, Legson’un düşsel yolculuğunun ilk somut imgesi haline gelmişti.

Hiç vakit kaybetmeden okulun rektörüne içinde bulunduğu durumu anlatan ve burs istediği bir mektup yazdı. O üniversiteyi çok istemesine rağmen, kabul edilmeyeceğinden endişe ettiği için yetersiz bütçesi elverdiği kadar çok üniversiteye başvurduğu mektuplar yolladı. Ancak Legson’un inancı, azmi ve çabaları sonuç vermeye başlar. Skagit Üniversitesi rektörü, yazdığı mektupta anlattığı hikayesinden o kadar etkilenmişti ki, sadece okula kabul etmekle kalmayarak, onun barınma ve diğer masraflarını da karşılayacağı bir burs verdi ve hatta iş buldu.

OKU  Başarısızlık Diye Bir Şey Yoktur!

Artık düşlerinin ilk parçası gerçekleşen Legson, diğer engelleri aşmak için daha büyük bir motivasyonla çabalamaya devam etti. Pasaport ve ABD vizesi çıkarması gerekiyordu ancak pasaport alabilmesi için doğum tarihini belgeleyebilmesi gerekiyordu. Dahası vize alabilmesi için en az Amerika’ya gidiş dönüş bilet ücreti kadar parsı olması gerekiyordu. Bunun için bir kez daha kalem kağıda sarılarak çocukluğundan bu yana ona eğitim veren Misyonerlere mektup yollayarak durumunu anlattı. Onlar da hükümet kanalıyla pasaportun çıkarılmasını sağladılar. Şimdi önündeki tek engel, ABD vizesi için gerekli gidiş dönüş uçak bileti parasını bulmaktı. Parayı bulabileceğine olan inancını koruyarak Kahire’ye doğru yolculuğuna devam etti.

Aradan aylar geçmişti ve artık Legson’un bu destansı yolculuğu dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Kendisi Sudan’ın başkenti Hartum’a beş parasız ve bitkin bir şekilde vardığında, artık onun efsanesi okyanusu aşmış ve Afrika kıtasından Washington’a ulaşmıştı. Legson’un Amerika’ya ulaşabilmesi için Skagit Valley Üniversitesi öğrencileri ile kasabanın vatandaşları aralarında para toplamış ve ona 650 dolar göndermişlerdi. Legson, bu güzel gelişmeden haberdar olduğunda sevinç ve minnettarlıkla dizlerinin üzerine çöktü ve mutluluk gözyaşları döktü. Yola çıktığından bu yana iki yıldan uzun zaman geçmişti ve Aralık 1960’ta Skagit Üniversitesi’ne vardı, küçücük çantası, eski elbiseleri, kitapları ve imkansız bir yolculuğu tamamlamış olmasından kaynaklanan gururuyla içeri girdi.

Legson Kayira, mezun olduktan sonra da asla durmadı, İngiltere’nin en saygın üniversitelerinden Cambridge’de siyasal bilimler profesörü ve saygı duyulan bir yazar oldu. Cesareti ve inancından başka hiçbir şeyi olmayan bu adam, yalnızca kendi alınyazısını değiştirmekle kalmadı, milyonlarca insana yol gösterecek, ilham olacak bir fener oldu.

Başlıkta yazdığım gibi, amaç ruhu ateşler. Yapılamaz gibi görünenleri yapılır hale getirir. Peki sen düşündüğünde heyecandan gözlerini yaşartacak bir amaca sahip misin? Hayat amacını keşfettin mi? Hayattan ne almak istediğin, ya da hayatın senden ne beklediği ile ilgili bir fikrin var mı? Bence olmalı çünkü bunu belirleyecek olursan, şimdiye dek hiç kullanmamış olsan bile içindeki potansiyelin ve gücün farkına varmış olacaksın. Senin amacına, senin yolculuğuna ve senin başarına.

Barış Ege

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?