Kurban Rolünden Kurtulmak

Aslında kurban rolü (mağduriyet kavramı) toplumun kültür yapısına uyumludur Mesela bizler, hem dini inançlarımız gereği, hem de geleneksel örf adetlerimizden ötürü ihtiyacı olan kişilere yardım etmeyi sever ve bunu kutsarız. O yüzden mağduriyet de bir bakıma toplum içinde “olumlu” bir durum halini alabilir.

Böyle bir kültürde mağdur olan kişinin rolü “Zavallı şey”, “Hiç kimsesi yok”, “Zaten depresyonda”, “Aylardır işsiz adamcağız” gibi düşüncelerle desteklenir. Aslında ilginç olan şu ki, sadece ‘kurban rolünü’ seçen kişinin değil, ona yardım etmediği takdirde başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceği korkusu ile hareket edenlerin de yardıma ihtiyacı vardır.

Birçok insan hayatının bazı noktalarında, mesela bir travma, ya da büyük bir acı sonrası kurban rolüne bürünmüştür. Böyle durumlarda kişi kendisini hassas ve ilgiye muhtaç hisseder. Böyle zor dönemlerde, kısa süreli bir yaklaşım belki insani bir durum olarak kabul edilebilir. Sonuçta hepimiz önemli hissetmeyi severiz ve başkalarının bizi gözetmesinden memnun oluruz.

Ancak buna bir an önce son verip hayatımızın sorumluğunu almayacak olursak bu hislere fazlasıyla kapılıp kurban kimliğini benimseyebiliriz. İşte burası artık tehlikelidir. Çünkü durum kronik bir hal alır. Ardından kurban kimliğini benimseyen kişi, sürekli kendisini mağdur olarak görür ve bu maskeyi takmaya devam eder.

Artık ‘ikincil fayda’ girmiştir devreye ve kurtulmak git gide zorlaşır. Yani aslında kişi hayatının yanlış bir yere doğru gittiğinin farkındadır ancak insanlardan gördüğü bu yaklaşım ikincil bir faydaya sığınmasına yol açar. Yani pohpohlanmak, sürekli ilgi görmek, kırılmasın üzülmesin diye ihtiyatlı davranılması kişiyi bu psikolojiden çıkmak konusunda isteksizliğe götürür.

Artık herkes ona yardım etmelidir. İş bulması için herkes seferber olmalı, evlenmesi için herkes yardım etmeli, kimden borç istese hemen vermeli, banka kredileri ona çalışmalı, zaten zor bir dönem geçirdiği için bir dediği iki edilmemelidir. Aksi halde kendisine çok büyük ayıp edilmiş olur. Nasıl onun başarısına ve mutluluğuna göz dikilebilir ki?

Artık o hale gelir ki, kurban rolüne bürünen kişiye göre hayatındaki hiçbir şeyde parmağı yoktur. Her ne olursa olsun hep başkaları suçludur ve onun bu konuda yapabilecek hiçbir şeyi yoktur…

OKU  Tepki vermeyi bırak, yaratmayı seç!

Bu çok ama çok tehlikeli bir durumdur. İnsanlar işlerin nasıl olması gerektiğine dair bir resim oluşturup, hayat bu resmi doğrulamadığında, hemen dağılır ve bunun altında kalmaya heves eder. Ancak bunun sonucu mutlak bir kaybediştir. Çünkü hayata böyle yaklaştıkça kişinin gelişim göstermesi imkansızdır. Öyle ya, kendisine hiç iş düşmediğini düşünen biri, kendini geliştirmek/dönüştürmek için çaba sarf eder mi?

Ancak kazananlar asla hayata böyle bakmaz. Onlar hayatlarının tüm sorumluluğunu almışlardır. Velev ki, gerçekten yaşamlarında birileri kendilerine kazık atmış ve zarar görmüş olsunlar. Yine de sorumluluğu almayı tercih edip ‘bu kadar güvenmemeliydim’ der ve yine aynaya bakarlar. Çünkü bilirler ki aksi halde asla kazanan olamazlar…

İşler ters gittiğinde kazananlar asla hayatın adil olmadığı yargısına kapılmazlar. Uyum sağlamak yerine, kendi oyun planlarını tasarlarlar. Çoğunluk, hayatını tepki vererek harcarken, onlar yaratmak peşindedir. Bunu da hayatlarının kontrolünü ellerine almak için planlamak suretiyle başarırlar.

Koşulların gönüllü kurbanı olmak yerine, çok daha doyurucu bir yaşamı tercih ederler. Tercih ederler derken lafın gelişi söylemiyorum, bu bir tercihtir. Ve tercih haklarını şikâyet etmekten yana değil, hayatı planlayıp uygulayarak kullanırlar. Haberlere, trafiğe, eşine ve çocuklarına, patronuna/çalışanına tepki vermek yerine, planlamayı ve bunu uygulamayı seçerler. O yüzden de rolleri hep kazanandır asla kurban rolünü seçmezler.

Norman Cousins, 1964 yılında 49 yaşındayken yüksek ateş ve eklemlerinde şiddetli ağrı şikâyetiyle hastaneye yatırıldı. Ağrıları o kadar şiddetliydi ki  hiçbir eklemini hareket ettiremiyordu. Doktorlar Cousins’e, artık eskiye dönüş olmadığını, yaşamak için çok az vaktinin kaldığını söylediler. Ancak Cousins, buna kurban rolünü seçerek tepki vermek yerine bambaşka bir tercih yaptı…

Kendi ifadesiyle, “pasif bir gözlemci olmaktan daha fazla şey yapması gerektiğine” karar verdi. Hans Selye’e ait birkaç yıl önce okuduğu The Stres of Life adlı kitabını hatırlayarak bir şeyler yapmaya karar verdi. Selye bu kitapta, öfke ve kızgınlığın vücut kimyası üzerindeki olumsuz etkilerini anlatıyordu aslında.

OKU  Başarılı ve Mutlu İnsanların 20 Alışkanlığı

Cousins, buna göre Selye’nin gözlemlerinin tersinin de mümkün olabileceğini düşündü. Yani sevgi, umut, inanç, gülme, yaşama arzusu gibi pozitif duyguların vücut kimyasını değiştireceğine inandı. Bu sayede hastalığıyla baş edebilecek şekilde değişim yaratacağını düşündü.

Tüm bunlar arasından en kolayının gülmek olduğuna karar vererek, doktorunun da onayını alıp bir otel odasına yerleşti. Burada sürekli komik filmler seyretti, komik hikâyeler dinledi ve kendi kendine kahkahalarla güldü. Seçtiği rolün ve inancının gereğini yaptı, günde 38 ağrı kesiciyle ancak kontrol edilebilen korkunç sancılarının 10 dakika kahkahalarla güldükten sonra geçtiğini gördü. Artık 2 saat rahat uyuyabiliyordu.

Ve hastalığı tamamen yenene kadar bu uygulamaya devam etti. Daha sonra kahkahalarıyla şifa bulan bir adam olarak kanseri nasıl yendiğini anlattığı bir makale yazdı. 1976 yılında New England Journal of Medicine isimli tıp dergisinde bu makalesi yayınlandı. Ardından başkalarının da hayatına dokunabilme düşüncesiyle, yaşanmış bu muhteşem tecrübesini 1979 yılında kitap haline getirdi.

Bir Hastalığın Anatomisi (Anatomy of an Illness) kısa zamanda best-seller olarak milyonlara ulaştı. Ne hasta, ne kurban olmayı kabul etmedi, ünlü bir yazar oldu. Bununla da kalmadı UCLA’da (University of California) Bio Davranışsal Bilimler hocası olarak dersler verdi.

Hayat bir tercihler bütünüdür. Rolümüz ne olursa olsun, seçim bizimdir. O yüzden senin için dileğim dış koşullardan bağımsız bir şekilde kendi rolünü kurban olarak değil, bir kazanan olarak seçmendir. Senin seçimlerine, senin başarına 😊

Barış Ege

Görüşlerini Paylaşmak İster Misin?